Tiyatro Varsa Antalya Bir Sahnedir
“Tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatıdır.”
Turgut Özakman
Bir süredir yazılarıma ara vermek zorunda kaldım. Bunun en önemli sebebi ise bu yıl düzenlenen 16. Uluslararası Antalya Tiyatro Festivali’nin yoğun temposuydu. Festivalin ilk gününden itibaren sahnelenen oyunların peşinden koştum. Bir salondan diğerine, bir sahneden başka bir sahneye yetişmeye çalışırken günlerin nasıl geçtiğini çoğu zaman fark etmedim. Doğruyu söylemek gerekirse biraz yoruldum; fakat bu yorgunluk sanatın insan ruhunda bıraktığı o güzel iz karşısında fazlasıyla anlam kazandı.
Bu yıl festival yalnızca Antalya’nın değil, adeta tiyatronun kalbinin attığı bir merkez haline geldi. “Tiyatro varsa Antalya bir sahnedir” sloganıyla gerçekleştirilen festival boyunca şehir; salonlarıyla, meydanlarıyla, antik tiyatrolarıyla sanatın nefes aldığı büyük bir sahneye dönüştü. Hollanda, Hindistan, İspanya, Romanya ve Tunus’tan gelen toplulukların yanı sıra Türkiye’nin farklı bölgelerinden Devlet Tiyatroları ekipleri de Antalya’da sanatseverlerle buluştu. Festival kapsamında 23 farklı oyun ve 50 temsil sahnelendi.
Festivalin en etkileyici yapımlarından biri hiç kuşkusuz “Edmond” oldu. Oyunun sahne tasarımı, atmosferi ve oyunculuk performansları uzun süre hafızalardan silinmeyecek türdendi. Karakterlerin ruh dünyasını izleyiciye başarıyla aktaran oyuncular, sahnedeki enerjileriyle seyirciyi adeta oyunun içine çekti. Dekor kullanımı ve sahne geçişlerindeki akıcılık oyunun temposunu bir an olsun düşürmedi. Özellikle karanlık ve sert atmosferin başarıyla kurulmuş olması oyunun etkisini daha da artırdı. Festival boyunca izlediğim oyunlar arasında sahne dili bakımından en güçlü işlerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
“Medea Material” ise bambaşka bir deneyim sundu. Saygıdeğer Devlet Tiyatroları Genel Müdür Yardımcısı Sükûn Işıtan’ın sahnedeki performansı oyunun en dikkat çekici yönlerinden biriydi. Sahne tasarımı, ışık kullanımı ve kostüm tercihleriyle oyun adeta görsel bir şiire dönüştü. Evet, dili zaman zaman ağırdı. Yer yer anlaşılması güç bölümler vardı; ancak şiire gönül vermiş biri olarak oyunun şiirsel dili beni bir kat daha etkiledi. Oyunun ritmi, sözlerin estetik yapısı ve sahnedeki dramatik atmosfer izleyiciyi düşünmeye zorlayan güçlü bir yapı ortaya koyuyordu.
Uluslararası ekiplerin sahnelediği oyunlar ise festivalin evrensel yönünü güçlü biçimde hissettirdi. İspanyol ekibin sahnelediği “Carmen”, görsel estetiği ve müzik kullanımıyla büyük ilgi gördü. Romanya’dan gelen “Electra”, klasik tragedyanın modern yorumunu sahneye taşırken; Tunus yapımı “Palto” farklı anlatım diliyle dikkat çekti. Hindistan’dan gelen “Taj Express” ise Aspendos Antik Tiyatrosu’nun büyülü atmosferinde izleyenlere görsel bir şölen sundu.
Çocuk oyunlarına gösterilen yoğun ilgi de festivalin en güzel yanlarından biriydi. Salonları dolduran aileler ve çocuklar, tiyatronun yalnızca yetişkinlere değil her yaş grubuna hitap ettiğini bir kez daha gösterdi. “Bencil Dev”, “Ormandaki Dev” ve “Çorap Gonzo” gibi yapımlar minik izleyicilerin büyük ilgisini gördü.
Festival yalnızca oyunlardan ibaret değildi. Düzenlenen atölyeler ve sergiler de tiyatronun mutfağına dair önemli bir deneyim sundu. Sanatseverler yalnızca oyun izlemekle kalmadı; tiyatronun üretim sürecine dair farklı bakış açıları da kazanma fırsatı buldu.
Şimdi festivalin bitmesine sayılı günler kaldı. Ama heyecan hâlâ ilk günkü gibi diri. Her akşam başka bir hikâyeye tanıklık etmek, başka hayatlara dokunmak ve sahnenin büyüsünü hissetmek insanın ruhunu besliyor. Bu yıl da festival heyecanını sizlerle paylaşmanın tatlı yorgunluğunu yaşıyorum.
Antalya bir kez daha gösterdi ki sanatın olduğu yerde hayat vardır. Tiyatro; yalnızca sahnede oynanan bir oyun değil, insanın kendine ve yaşadığı dünyaya yeniden bakmasını sağlayan güçlü bir aynadır. Ve o aynaya bakabilmek büyük bir ayrıcalıktır.


FACEBOOK YORUMLAR